BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates

İNSANIN KENDİNE YOLCULUĞU-ESRA SÜMEYYE AZGÜN

İNSANIN KENDİNE YOLCULUĞU

Hepimizin yaradılış sorunu ortaktır. İctimai olarak temel bir varoluş kaygımız, anlam bulma endişemiz var; esasında bu dış dünyaya yönelik bir bulma, tanıma değil bilakis kendimizi tanıma bulma, özümüze erişebilme gayreti ve düşüncesidir.

‘Kim ki kendini tanıdı; Rabbini ancak o şekilde bildi’ düsturu Anadolu’ nun ruhunu mayalayan büyük İslam âlimleri için hem uhrevî hem dünyevî manada bir ölçü olmuştur. Bu ölçüyü temellendiren üç kavram “bilgi”, “eylem” ve “ahlak” kavramlarıdır.

Yatay ve dikey manada insanının kemâlât basamakları bu değerlerle şekillenmektedir. İnsanın bilgiye olan ihtiyacı, akılcı yaklaşımları salt bir mantık zemininde değerlendirilirse, yaradılış mânâsının ontolojik olarak varlık sebebini anlamada yetersizdir; yalnızca Aristoteles’ in akılcı yaklaşımıyla varlığın kaynağını bulmak imkânsızdır.

Her insanda Allah-u Teâlâ’nın bir emaneti vardır ve bu emanetin bulunup açığa çıkarılması için temel manada bilgiye ihtiyaç vardır. Bilginin eyleme dökülmesi salt bilginin canlandırılması anlamına gelmektedir; eylemi olmayan bilgi eksiktir; yetersizdir.

Dünyada her şey belli mertebeler üzerine kurulmuş, tüm kavramlar için dereceler tayin edilmiştir. Bilgiyi zemin kabul eden ve bilginin üzerine eylemle şekillendirilen bir düstur, dosdoğru bir hayat için önemli bir adımdır. Buna göre suretinden siretine kadar mükemmellik arz eden insan için dahi zahiri manada keşifler henüz bitmemişken; sadece zahiri ilimler ile bu keşiflerin yapılması mümkün değildir.

Kadim medeniyetlerde esas kabul edilen bir hakikat; madde ile mana arasında sıkı sıkıya bir ilişki olduğuydu; bu yüzden “suretten sirete yol vardır”, “insanın içinde ne varsa o sızar dışarıya” gibi önermeler bu mefhumlardan zuhur etmiştir. Bilginin yanında, eylem yani diğer bir adıyla amellerin bilinmesi ve uygulanırlığı, kabul edilen hakikati apaçık bir tasdik için gereklidir.

Bilginin enfüsi anlamda ilim ve irfanla derecelendirilmesi ve eylemlerle tasdik edilmesi insanın kendi iç yolculuğunun ikinci aşamasıdır. Tıpkı kılıftan öze doğru geçişin ara kademesi nev’indendir.

İnsan; ete kemiğe bürünmüş sadece cesetten müteşekkil bir varlık değildir. Allah’ın kendi ruhundan üflediği, yeryüzünün halifesi, zübde-i âlem olan insan bilgi ve eylemin yanı sıra, değerler manzumesinden beslenen, dosdoğru yol üzerinde yürümesine ışık tutan argümanların sentezi olan ahlakla kemale ermektedir.

Anadolu toprakları birçok erenlerin nefesiyle hayat bulmuştur. Niyazi Mısri’den Yunus Emre’ye Hz Mevlana’dan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.’ne, Sadreddin Konevi’den Davud el Kayseri’ye kadar tüm gönül erenleri, salt bilgiyle değil, mekanik bir akılla değil, içselleştirdikleri ahlaki değerlerle yıllarca adından söz ettirmiş ve Anadolu ‘yu bu ahlaki değerlerle inşa etmişlerdir. Bu sebeptendir ki; bu değerler ve onların yüksek irfani görüşleri günümüze kadar hala etkisini kaybetmemiştir.

‘Aşk imiş her ne var alemde;

İlim bir kıyl-u kal imiş ancak’

Alemlerin aşk ile kavranmasının gerekliliği, divan şairlerinin şiirlerine de konu olmuştur.

Bilgi, eylem ve ahlakın birbirinden ayrılmaz bu ilişkisi bizler için de önemli bir düsturdur.

Ahlaki ve dini değerler yaşantımızdan çıkarılarak ‘hedefe varıncaya dek her türlü yol ve yöntem mübahtır’ denen bir anlayışın ve yaşayışın izinden gitmek, toplumdaki değerler erozyonunun en büyük belirtisidir; oysaki sahip olunacak, ilim ve bilgiyle temellendirilecek ve ahlakî kimlikle bütünleşecek olan değerlerin yaşantının içine birebir nüfuz ettirilmesi gerekmektedir.

 

PNG-4

Haberler

12924491_1057811017609191_6698093467778985978_n

Öylece… Muhammed Ali Gülmez

      Öylece   Bazen olur öyle Yarı karanlık odalarda gölgenden korkarsın Tanır sanki ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir