BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates

SİNEMA’DA BİLGİ, EYLEM, AHLAK…BETÜL GÜNGÖR’ÜN KALEMİNDEN

PNG-4SİNEMA’DA BİLGİ, EYLEM, AHLAK

 

“Hayatta en hakiki mürşit filmdir.” diyen bir karakter cümlesini hatırlıyorum Ömer Lütfi Mete kitaplarından. İnsanın gördüğüne inanmasını vaaz eden bu “rasyonel” çağda, insanlar inanmak için görmek istiyor. Beyaz camda, beyaz perde de görülenler ilahi kitaptaki hükümlerden daha çok akılda kalmaya başladığından beri en hakiki müridi oluyoruz görsel sanatların.

İşte böyle başlayabilirdim yazıma, tarihler bundan 15 yıl öncesini gösterseydi. Hız çağındaki birçok bilgi gibi bu bilgiler de eskidi… Günümüzde bilgiye ulaşmanın yolu eşik bekçilerinden, kanaat önderlerinden, toplum mühendislerinden, âlimlerden, sanatkârlardan pek geçmiyor. Bu yol sapması gerçeğe ulaşmayı engelliyor mu? Şüphesiz…

İnteraktif medya dönemindeyiz. Herkes kendi filminin başrolünde. Bir senarist gibi şahsi hayatını kurguluyor. Bir eşik bekçisi gibi gününün hangi dilimini öne çıkartacağına karar veriyor. O anları fotoğraflıyor, kaydediyor, bir görüntü yönetmeni gibi sanatsal dokunuşlarla hedef kitlesine yayınlıyor. Bir köşe yazarı gibi siyasete ilişkin görüşlerini deklere ediyor, şarkılarla küçük dünyasına fon müziği ekliyor.

Televizyon, sinema, gazete ve radyo artık bireyin kendisi. Herkes kendi sanal mahallesini kurabiliyor, mesafelere bakılmaksızın toplanıp-dağılabiliyor, kamplaşıp-birlik olabiliyor. Moda akımları bile sokağı etkisi altına alamıyor artık. Sokak modayı belirliyor. Çok mu iddialı oldu dersiniz. 65 yaşındaki Anadolu kadınının kapı önündeki çekirdek paylaşımlarını ve örgü modellerini 500bin kişinin takip ettiğini gördükten sonra, değil.

Artık şöhret değil şöhretimsiler devri. Şöhretimsi fenomendir. Vatandaştan biridir. Hiçbir mesleği olmadan şöhret olur. Bir yarışmadan, bir blog sitesinden, bir viral videodan… Kimse ne iş yaptığını ne ürettiğini bilmez ama herkes onu tanır, hakkında haberler yapılır. Hep ekranlardadır. Bir süre sonra dizilerde ya da sinema filmlerinde küçük rollerle bu geçici şöhret sömürülür.

Medyayı baştan ayağa değişime zorlayan bu süreçte nasıl ayakta durulabilir? Sinema, video sitelerindeki 10 dakikalık öğrenci kısa filmlerine toptan kurban edilecek mi? Nasıl ki sözlü kültür yazı gelince azaldı ama bitmedi yazılı medya görsel gelince azaldı ama bitmedi görsel medya da interaktif olundu diye bitmeyecek. Yine hikayesini anlatmaya devam edecek. Yeni bir yöntem bulacak. Adapte olan yola devam edecek adapte olamayan da “klasik iş yapıyorum” ekolüyle forvetsiz gol atağına çıkacak.

Eyleme geçmede uluslararası sinema yeniliklerini takip ederek ilk olma, farklı olma ve en iyi olma çabasıyla gişe yükseltilebilir. Bir film izleyip dünyası değişecek insanlar yerine hayran olduğu yıldıza sosyal medyada kolayca ulaşabilen bir kitleye film yapıldığını unutmamak lazım.

Tüm bu teknik sıralamanın arkasından bu hızın ve özel hayat afişelerinin zararlarına değinmemek olmaz. Ahlak erozyonu gibi sıkıcı bir tanımlama haline gelen baş zararıyla başlamak lazım. Ahlaki çöküşü sadece müstehcenlik olarak algılamaya başladığımız gün hükmen mağlup olduk. Eser daha masadayken çalınan fikirlerin, set işçisine ödenmeyen ücretlerin, telifsiz kullanılan kaynakların, günde 25 saat çalıştırılan sektör insanlarının kaygısını taşımadan “medyada ahlak” diyemeyiz.

Narsizmin sinsice her dine her akıma her ideolojiye bürünebildiği zamanımızda sinemayı bundan uzak tutmanın bir yolu bulunursa ancak ahlak kendini bu mecrada gösterebilir. Dış güzelliğin idealize edildiği, iyi ve kötünün uç noktalarda gezdiği, mükemmeliyetçiliğin empoze edildiği, kahramanlığın insanüstü güçlerle mümkün olabileceği, sadece güzel kadın ve yakışıklı erkeklerin hayatta kalması gerektiğine ilişkin klişelerin işlendiği bir film dini öğeler içerdi diye dini ya da ahlaki sayılamaz.

Büyük laflar edip, kıssalar anlatmadan, vaaz etmeden ve Hak dine çağırmadan evvel ahlaksız kalıplarını kıran bir sektör inşa edilirse, sinema batıla karşı mücadele için iyi bir araç olarak kullanılabilir. Yoksa seyirciye yumruk atarken, iyi bir şey mi kötü bir şey mi söylediğinizin bir anlamı yoktur. O bilince o darbeyi vurmamak, o zararı vermemek önemlidir.

Bir davanız varsa ve bunu anlatmak için ille de film yapacağım diyorsanız, size havalı kameralardan, bir fulardan, entelektüel bir lehçeden, sermayeden ve hevesten fazlası gerekir. Önce sinema nedir, kuramları, paradigmaları, tarihçesi ve alt bilimleri nedir öğreneceksiniz. Senaryo yazmanın matematiğini sökeceksiniz. Yeterli “bilgi” sahibi olduktan sonra “eylem”e geçeceksiniz. Yo! Hemen kayıt demek yok. Bir film ya da dizi setinin ne tozu çamurunu yutacaksınız, dergâh kapısında nefis terbiye eder gibi sizi iyice bir ezecekler. Bu zorluklar sizi öldürmeyip güçlendirecek. Çevre edineceksiniz, eylemdeyken de bilgi edinmeye devam edeceksiniz. Sürekli okuyacaksınız, dinleyeceksiniz. Öyle sektör dedikodularını değil ki onlarda ileride işinize yarar ama daha ziyade tecrübeleri dinleyeceksiniz. Size kimse bir şey öğretmek istemeyecek ama siz bir yolunu bulacaksınız. Sonra halen hevesiniz sönmemişse kendi hayalinizi gerçeğe dönüştürmek için kolları sıvayacaksınız. Bunları yaparken de iş ahlakından başlayarak ahlaki hiçbir zafiyet göstermemeye gayret edeceksiniz.

“Bizimkisi sadece hobi.” diyenleri de duyar gibiyim. Elinizden yavaşça bırakın o kamerayı. Ve teslim olun. Nargile kafe şairi ve youtube kısa filmcisinden fazlası lazım bu mahalleye.

Haberler

12924491_1057811017609191_6698093467778985978_n

Öylece… Muhammed Ali Gülmez

      Öylece   Bazen olur öyle Yarı karanlık odalarda gölgenden korkarsın Tanır sanki ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir